Doğum Hikayeleriplasenta previa

Merhaba iyikianneyim.net takipçileri;

İsmim Deniz Işık ve çocuk kitapları yazarıyım. Eşim ve kızım Simla ile Adana’da yaşamaktayım. Benim doğum hikayem biraz sevinç, biraz endişe, biraz acı, biraz hüzün ama en çok da mutluluk dolu bir hikayedir.

Kızım Simla ’ya olan hamileliğim her hamilelik gibi normal başlamıştı. Halihazırda migren hastası bir insan olmam nedeni ile baş ağrısı ve mide bulantıları dışında bir problem yoktu. 4. ayın sonuna doğru bebek hareketlerini hissetmemle beraber artık bu yakınmaların büyükçe bir kısmı atlatılmıştı. Keyifli kısım başlayacak diye düşünürken, Adana’da sıcakların başlaması ile birlikte girdiğim ikinci trimester da üç boyutlu ultrasonda bebeğimizi hiç görmememize mütevellit bir de plasenta previa (yani bebeğin plasentasının bebeğin altında olması) olduğumuzu öğrendik.

Tabi o zaman dilimine kadar bu kelime ile ilgili en ufacık bir fikrimiz yoktu..

Hemen sonucu alıp doktorumuzun yanında aldık soluğu. Doktorum bu durumun erken doğum riski yaratabileceğini ve fakat bazı gebeliklerde son aylarda plasenta ile bebeğin yer değiştirebileceğini belirtmişti. Ama her ihtimale karşı 7. Ayda bebeğin akciğer aşılarını yapacağını da eklemişti. Elimizde çocuğun sırtından başka hiçbir noktasının görünmediği bir ultrason kâğıdı ve ne olduğu konusunda hala pek bir fikre sahip olmadığımız plasenta previa ile evimize dönmüştük.

7. ay sonuna doğru kanamalar başlamıştı. Bir gün hastanede yatıp, bebek için akciğer aşılarını da olduktan sonra çıktık. Sonraki günlerde kanamalar sıklaşınca doktorumuz bizi küvez yokluğu nedeni ile tıp fakültesine yönlendirmişti. Ve bizim tıp fakültesi günlerimiz böylece başlamış oldu. Evimiz fakülteye çok yakın olduğu için her kanamada hastaneye yattım, kanama durunca eve geldik. Evde yaklaşık 2,5 ay neredeyse hiç kalkmadan (kanamalarda hastaneye gidiş ve rutin kontroller haricinde) yattım.

Doktorumuz bir ekip ile bu ameliyatın gerçekleşmesi gerektiğini ve 3-4 ünite kan ayarlamamızı istemişti. Doğumumun Kurban Bayramı’na denk gelme olasılığı çok yüksek olduğu için bir hafta öncesi yani 38. hafta başında ameliyatı gerçekleştirmek için kararlaştırdık. Normal doğum yapılması plasenta previa durumundan dolayı mümkün olmadığı için planlı bir sezaryen olmalıydı. Pazartesi yapmam planlanan doğum için cuma akşam üzeri tıp fakültesindeki odama yerleştim. Zaten önceden çokça defa kaldığım için artık evimin bir odası gibiydi. Cumartesi Pazar geçmek bilmedi.

Daha önce hiç ameliyat geçirmemiş ve narkoz almamış biri olarak çok korkuyordum bu ameliyattan. Kabuslar görerek geçirdiğim iki koca günden sonra pazartesi sabahı planlanan ikinci sıradaki ameliyat benim doğumumdu. Doğumhaneye girdiğimde anestezist epidural anestezi yapmayı teklif etti. Bu daha önce hiç konuşmadığımız bir konuydu. Açıkçası riskli ameliyat olacağı için anestezi konusuna gelememiştik. Bence siz genel anestezi yapın çünkü tansiyonum kesin oynamıştır dedim ama tansiyonum hiç olmadığı kadar normaldi. Neyse ki zaten plasenta previa durumu var biz genel anestezi yapalım dediğinde baya bir rahatlamıştım.

Deniz diye sesleniyordu birisi

Ama ayılmam zaman aldı biraz.. Odaya giderken annem ve eşim yanımdalardı. Bebek doğmuştu muhtemelen ama ben onu sormaya fırsat bile bulamadan kanamam olduğunu söyledim odaya çıkarken. Ne kadar zamandır kanamam olduğunu bilmiyordum ama kendime geldiğimde ancak fark etmiştim bunu. Üzerim çok örtülü olduğu için de dışarıdan da anlaşılmıyordu. Odaya geldiğimizde doktorlar acil olarak müdahalede bulundular. Ameliyatlı karnıma masaj yapıp rahmi toplamaya uğraştılar fakat acıdan tansiyonum beşe düşünce tekrar ameliyathaneye alındım.

İki ameliyat arasında bir saniye kadar kızımı görebilmiştim. Uyuyordu. İkinci ameliyata giderken koridorda bayılmışım. İkinci ameliyat ne kadar sürdü bilen yok. Akşam gözümü açtığımda yoğun bakımdaydım ve saat akşam 18:00 di. Önce ameliyatı gerçekleştiren doktor geldi bir şeyler söyledi fakat ben dinleyebilecek durumda olmayınca geri gitti. O sırada şişen kollarıma, sarsılan karnıma ve yanımda yatan komadaki hastalara bakarak nerede olduğumu ve bana ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Birkaç saat sonra doktor tekrar geldi. Aramızda aynen şöyle bir konuşma geçti asla unutamam:

-Çok üzgünüm ama rahminizi almam gerekti. Tıpta Atoni denilen bir sezaryen komplikasyonu oluşmuş. Türkçesi rahmin toplanmamasıymış. 13 ünite kan verilmiş.

– Üzüldüm dedim.

-Bende dedi. Ama bir tercih yapmam gerekti ve seni kaybedecektik dedi.

Sonraki anlattıkları ilerde benim hayatımı etkileyecek şeylerdi. Rahmini ve bir yumurtalığını aldık. Bundan sonra adet görmeyeceksin ve çocuğun olmayacak dedi.

Peki ben şimdi menopoz mu oldum yani dedim.

Hayır, bir yumurtalık olduğu için menopozu zamanında olacaksın dedi.

Peki emzirebilecek miyim dedim. Elbette dedi.

Bu noktadan sonra ve hatta öncesinde de acaba bebeğim nasıldı? Çocukta bir problem varsa şimdi bu halde ölümden dönmüş bir anneye de söyleyemezlerdi. Eşim girdi yanıma ve bebeğimizin çok iyi olduğunu söyledi. İnanamıyordum ki. Kesin diyordum bana söylemezler. Kalkıp çıkacak durumum da yok. İlk kez hayatta organ kaybını o zaman yaşadım. Karın kısmımda ara ara oluşan sarsıntılar da bundan dolayı oluyormuş. Karnım bir travma geçirmiş.

İyi ki beni yoğun bakıma koymuş doktorum..

Ben o gece yoğun bakımda komada olmayan tek hastaydım. Hatta o bir kişilik yeri bile vefat eden bir kişinin yerine almıştım. Yanımdaki daha bir çocuk ve karşımdaki genç de muhtemelen benden ufaktı. Sol yanımdaki teyze de çok ağrılı belki de ölmek üzere olan bir hastaydı. Etrafıma baktığımda şükredecek o kadar çok şeyim var ki, orda üzülsem çok haksızlık olacaktı çünkü yoğun bakımdaki en sağlıklı, en kendinde, çocuğunu sağlıklı dünyaya getirmiş ve hala hayatta olan mutlu bir anneydim.

Bundan sonrası kızımı büyütme telaşı içerisinde kaybettiklerime üzülme fırsatım bile bulamadan geçti. Bazen düşünüyorum elimizde olsa tekrar çocuk sahibi olmayı düşünür müydük diye. Eşime sorarsanız hayırmış. Bu yaşadıklarını tekrar yaşamaya cesaret edemezmiş. Bana sorarsanız bilmiyorum.

O sorunun cevabı bende yok. Simla şimdi 7 yaşında. Umarım sağlıklı ve bir arada uzun yıllarımız olur.

Sevgilerimle…

Deniz Işık

instagram: kitapseveranneyim

Diğer doğum hikayesini okumak için tıkla..

Bir cevap yazın

Yorumu gönder